Arsa Payının Düzeltilmesi Davası Nedir? Arsa Payının Düzeltilmesi Davasını Kimler Açabilir? Arsa Payının Düzeltilmesi Davasında Kimler Davalı Gösterilmelidir? Mahkeme Arsa Paylarını Hangi Kriterlere Göre Değerlendirir? Kentsel Dönüşüm Sürecinde Arsa Payının Düzeltilmesi Neden Önemlidir? Arsa Payının Düzeltilmesi Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme Hangisidir? Arsa Payının Düzeltilmesi Davası Nedir? Arsa payının düzeltilmesi davası, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 3. maddesine dayanır. Kanuna göre her bağımsız bölüme, konumu ve değeri ile orantılı bir arsa payı verilmelidir. Kat mülkiyeti veya kat irtifakı kurulurken bağımsız bölümlere tahsis edilen arsa payları, o tarihteki gerçek değerlerle orantılı değilse, kat malikleri mahkemeden bu payların yeniden belirlenmesini talep edebilir. Hukuki niteliği bakımından bu dava, Türk Medeni Kanunu’nun 1025. maddesi kapsamında bir tapu sicilinin düzeltilmesi davası olarak kabul edilmektedir. Çünkü hatalı belirlenen arsa payları, tapu sicilinde yolsuz tescil niteliği taşımaktadır. Arsa Payının Düzeltilmesi Davasını Kimler Açabilir? Bu davayı açma hakkı yalnızca belirli kişilere tanınmıştır. Davayı; Kat malikleri, Kat irtifakı sahipleri, Maliklerin mirasçıları açabilir. Buna karşılık; Kiracılar, İntifa hakkı sahipleri, Malik olmayan apartman yöneticileri arsa payının düzeltilmesi davası açamaz. Davanın açıldığı tarihte davacının bağımsız bölüm maliki olması zorunludur. Malik sıfatı bulunmayan kişilerin açtığı davalar, aktif husumet yokluğu nedeniyle reddedilmektedir. Arsa Payının Düzeltilmesi Davasında Kimler Davalı Gösterilmelidir? Arsa paylarının yeniden belirlenmesi tüm bağımsız bölümlerin paylarını etkilemektedir. Bu nedenle dava yalnızca bir veya birkaç malike karşı açılamaz. Davacı dışındaki tüm kat maliklerinin davalı olarak gösterilmesi zorunludur. Uygulamada bu husus “zorunlu dava arkadaşlığı” olarak adlandırılmaktadır. Mahkeme kararı sonucunda bir bağımsız bölümün arsa payı artarken diğerlerinin azalabileceğinden, tüm maliklerin davada taraf olması gerekmektedir. Mahkeme Arsa Paylarını Hangi Kriterlere Göre Değerlendirir? Arsa payının düzeltilmesi davalarında en önemli nokta, bağımsız bölümlerin bugünkü değil, kat mülkiyetinin veya kat irtifakının kurulduğu tarihteki değerlerinin esas alınmasıdır. Mahkeme tarafından görevlendirilen bilirkişi heyeti genellikle şu kriterleri değerlendirir: Bağımsız bölümün metrekaresi, Bulunduğu kat, Kullanım amacı, Cephesi, Güneş alma durumu, Manzarası, Isınma sistemi, Mimari özellikleri, Konumu ve ulaşım avantajları. Önemle belirtmek gerekir ki sonradan yapılan tadilatlar, çevredeki gelişmeler, imar değişiklikleri veya bölgenin değer kazanması dikkate alınmaz. Davacının, kuruluş tarihinde arsa payları arasında ciddi ve fahiş bir orantısızlık bulunduğunu somut delillerle ispat etmesi gerekir. Kentsel Dönüşüm Sürecinde Arsa Payının Düzeltilmesi Neden Önemlidir? Arsa payı uyuşmazlıkları günümüzde en çok kentsel dönüşüm projelerinde gündeme gelmektedir. 6306 sayılı Kanun kapsamında riskli yapıların yıkılması halinde kat mülkiyeti sona ermekte ve taşınmaz, maliklerin arsa payları oranında paylı mülkiyete dönüşmektedir. Bu nedenle yanlış belirlenmiş bir arsa payı; Yeni yapılacak binadaki bağımsız bölüm dağılımını, Müteahhit ile yapılacak paylaşımı, Kat karşılığı inşaat sözleşmesindeki hak oranlarını, Elde edilecek daire veya işyeri sayısını doğrudan etkileyebilir. Bu sebeple arsa paylarının hatalı olduğunu düşünen maliklerin, mümkünse bina yıkılmadan önce dava açmaları büyük önem taşımaktadır. Arsa Payının Düzeltilmesi Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme Hangisidir? Kat Mülkiyeti Kanunu Ek Madde 1 uyarınca arsa payının düzeltilmesi davalarında görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir ve bu yetki kesindir. Ancak kat mülkiyeti tamamen sona ermiş ve taşınmaz paylı mülkiyete dönüşmüşse, bazı durumlarda uyuşmazlık genel hükümlere göre değerlendirilerek Asliye Hukuk Mahkemesinin görev alanına girebilmektedir.
Rezerv Yapı Alanlarında Yönetim Planı Neden Önemlidir?
Rezerv Yapı Alanlarında Yönetim Planının Önemi Yönetim Planı Nedir ve Neden Bağlayıcıdır? Rezerv Yapı Alanı Kavramı ve Kentsel Dönüşüm Sürecindeki Yeri Rezerv Yapı Alanı Kararı Yönetim Planını Ortadan Kaldırır mı? Ortak Alanlar, Eklentiler ve Arsa Payı Bakımından Yönetim Planının Etkisi Yeni Projede Yönetim Planının Hazırlanması ve Değiştirilmesi Sonuç: Rezerv Yapı Sürecinde Yönetim Planı İncelemesi Neden Gereklidir? Rezerv Yapı Alanlarında Yönetim Planının Önemi Kentsel dönüşüm uygulamalarında çoğu zaman riskli yapı tespiti, yıkım süreci, yeni proje hazırlanması ve müteahhit ile yapılacak sözleşmeler ön plana çıkmaktadır. Ancak özellikle kat mülkiyetine tabi apartman ve sitelerde, dönüşüm sürecinin sağlıklı yürütülebilmesi için incelenmesi gereken temel belgelerden biri de yönetim planıdır. Yönetim planı; ana taşınmazın yönetim biçimini, ortak alanların kullanımını, bağımsız bölümlerin kullanım amacını, kat maliklerinin hak ve yükümlülüklerini ve yönetime ilişkin temel kuralları düzenleyen bağlayıcı bir metindir. Bu nedenle rezerv yapı alanı kapsamında yürütülen kentsel dönüşüm uygulamalarında yönetim planının göz ardı edilmesi, maliklerin hak kaybı yaşamasına ve dönüşüm sürecinin uyuşmazlıklarla ilerlemesine neden olabilir. İzmir’de kentsel dönüşüm sürecine giren apartman ve sitelerde, taşınmazın yalnızca teknik durumu değil; tapu kayıtları, arsa payları, mimari proje, kat irtifakı veya kat mülkiyeti belgeleri ve yönetim planı birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle rezerv yapı alanı ilanı, yeniden yapılaşma ve yeni yönetim düzeni bakımından yönetim planının hukuki etkileri dikkatle incelenmelidir. Yönetim Planı Nedir ve Neden Bağlayıcıdır? Yönetim planı, kat mülkiyetine tabi bir ana taşınmazın yönetim esaslarını belirleyen hukuki belgedir. Apartman veya site yaşamında kat maliklerinin ortak alanları nasıl kullanacağı, giderlere nasıl katılacağı, yönetimin nasıl oluşturulacağı ve ana taşınmazın hangi kurallara göre yönetileceği bu belgeyle düzenlenir. Yönetim planında genellikle şu konulara yer verilir: * Ortak alanların kullanım şekli,* Bağımsız bölümlerin kullanım amacı,* Yönetici ve denetçinin görevleri,* Aidat ve ortak giderlere katılma esasları,* Otopark, depo, bahçe, teras ve sosyal alanların kullanımı,* Kat malikleri kurulu kararlarının uygulanması,* Site veya apartman yönetimine ilişkin özel hükümler. Yönetim planı yalnızca ilk maliklerle sınırlı bir belge değildir. Taşınmazı sonradan devralan malikler, mirasçılar ve bağımsız bölüm üzerinde hak sahibi olan kişiler de yönetim planı hükümleriyle bağlıdır. Bu nedenle kentsel dönüşüm sürecinde yönetim planı, eski ve işlevsiz bir belge olarak görülmemeli; maliklerin mevcut haklarının tespiti bakımından dikkatle incelenmelidir. Rezerv yapı alanı uygulamalarında bu önem daha da artar. Çünkü dönüşüm süreci sonunda mevcut yapı ortadan kalkabilir, yeni proje hazırlanabilir, bağımsız bölümlerin konumu ve niteliği değişebilir, ortak alanlar yeniden düzenlenebilir. Bu süreçte mevcut yönetim planı ile yeni projenin hukuki yapısı arasında uyum sağlanması gerekir. Rezerv Yapı Alanı Kavramı ve Kentsel Dönüşüm Sürecindeki Yeri Rezerv yapı alanı ilanı, mevcut yönetim planını kendiliğinden hükümsüz hale getirmez. Yönetim planı, kat mülkiyeti ilişkisi devam ettiği sürece kat malikleri bakımından bağlayıcı niteliğini korur. Ancak rezerv yapı alanı uygulaması kapsamında mevcut yapının yıkılması, yeni projenin hazırlanması ve yeni kat irtifakı veya kat mülkiyeti kurulması gündeme geldiğinde yönetim planının yeniden değerlendirilmesi gerekir. Burada önemli olan ayrım şudur: Rezerv yapı alanı kararı, kentsel dönüşüm uygulamasının kamu hukuku boyutunu ilgilendirir. Yönetim planı ise kat malikleri arasındaki özel hukuk ilişkilerini ve ana taşınmazın yönetim düzenini belirler. Bu iki alan birbirinden tamamen bağımsız değildir. Aksine, dönüşüm sürecinde alınacak kararların sağlıklı ilerleyebilmesi için birlikte değerlendirilmelidir. Örneğin mevcut yönetim planında bazı bağımsız bölümlere özgülenmiş otopark veya depo kullanımı bulunabilir. Bazı alanların ortak yer olarak kullanılacağı özel şekilde düzenlenmiş olabilir. Yönetim planında ticari alanların kullanımı, bağımsız bölümlerin niteliği veya ortak giderlere katılma oranları bakımından özel hükümler yer alabilir. Rezerv yapı alanı kapsamında yeni proje hazırlanırken bu hususların dikkate alınmaması, ileride kat mülkiyeti uyuşmazlıklarına neden olabilir. Bu nedenle rezerv yapı alanı uygulamalarında yönetim planı, dönüşüm sürecini tek başına durduran bir belge olmasa da, maliklerin mevcut haklarının tespiti ve yeni projenin hukuki uyumu bakımından önemli bir referans metnidir. Ortak Alanlar, Eklentiler ve Arsa Payı Bakımından Yönetim Planının Etkisi Kentsel dönüşüm sürecinde en çok uyuşmazlık çıkan konuların başında ortak alanlar, eklentiler ve arsa payı gelmektedir. Özellikle eski apartmanlarda ve uzun yıllardır kullanılan sitelerde fiili kullanım ile hukuki durum her zaman örtüşmeyebilir. Bir malik yıllardır belirli bir otopark alanını kullanıyor olabilir. Bazı bağımsız bölümlerin depo veya bahçe kullanımına sahip olduğu kabul ediliyor olabilir. Teras, çatı arası, kapıcı dairesi, sığınak, otopark veya sosyal alanlar fiilen belirli kişilere bırakılmış olabilir. Ancak kentsel dönüşüm sürecinde esas alınacak husus yalnızca fiili kullanım değildir. Bu noktada şu belgelerin birlikte incelenmesi gerekir: * Tapu kaydı,* Arsa payı dağılımı,* Onaylı mimari proje,* Kat irtifakı veya kat mülkiyeti belgeleri,* Yönetim planı,* Kat malikleri kurulu kararları,* Varsa önceki sözleşmeler ve kullanım protokolleri. Yönetim planı, ortak alanların ve eklentilerin kullanımına ilişkin önemli hükümler içerebilir. Bu hükümler, yeni projede maliklere düşecek hakların belirlenmesinde tek başına yeterli olmayabilir; ancak hak iddialarının değerlendirilmesinde dikkate alınması gereken temel belgelerden biridir. Arsa payı bakımından da benzer bir değerlendirme yapılmalıdır. Arsa payı, kentsel dönüşüm sürecinde karar alma, paylaşım, değerleme ve yeni bağımsız bölümlerin belirlenmesi açısından merkezi öneme sahiptir. Yönetim planı arsa payını doğrudan değiştirmez; fakat bağımsız bölümlerin kullanım biçimi, ortak alanlardan yararlanma düzeni ve maliklerin fiili durumları hakkında bilgi verebilir. Bu nedenle rezerv yapı alanı kapsamında yapılacak uygulamalarda arsa payı, yönetim planı ve mimari proje birlikte incelenmeden sağlıklı bir hukuki değerlendirme yapılması mümkün değildir. Yeni Projede Yönetim Planının Hazırlanması ve Değiştirilmesi Rezerv yapı alanı uygulaması sonucunda mevcut yapı yıkılıp yeni bir yapı veya site düzeni ortaya çıktığında, eski yönetim planı çoğu zaman yeni yapının ihtiyaçlarını karşılamaz. Çünkü eski apartmanın yönetim düzeni ile yeni projedeki bağımsız bölüm sayısı, ortak alan niteliği, otopark düzeni, sosyal tesis kullanımı ve gider paylaşımı farklı olabilir. Bu nedenle yeni projede yönetim planının ayrıca ele alınması gerekir. Yeni yönetim planı hazırlanırken yalnızca standart hükümlerle yetinilmemeli; projenin niteliği, maliklerin hakları ve ileride çıkabilecek uyuşmazlıklar dikkate alınmalıdır. Özellikle şu konular açık şekilde düzenlenmelidir: * Bağımsız bölümlerin kullanım amacı,* Ortak alanların kapsamı ve kullanım esasları,* Otopark, depo ve sosyal alan tahsisleri,* Ortak giderlere katılma oranları,* Yönetici ve denetim yapısı,* Blok yönetimi ve site yönetimi ilişkisi,* Ticari alanlar ile konut alanlarının birlikte bulunduğu projelerde gider paylaşımı,* Yeni yapıda maliklerin hak ve yükümlülükleri. Yönetim planı değişikliği veya yeni yönetim planı hazırlanması, yalnızca teknik bir işlem değildir. Doğrudan kat maliklerinin mülkiyet hakkını, kullanım hakkını ve ekonomik menfaatlerini etkileyebilir. Bu nedenle rezerv yapı alanı uygulamalarında yönetim planı, müteahhit sözleşmesinden ve proje paylaşımından ayrı düşünülmemelidir. Özellikle müteahhit tarafından hazırlanan standart yönetim planları, maliklerin menfaatlerini